Kahve Kültürü

Avrupa

Avrupa.jpg
Avustralya.jpg
Afrika - Copy.png
Amerika Güney.jpg
Amerika.png
Asya.jpg

 

 

Kahve Avrupa'da 17. yüzyılın ilk yarısına kadar bir ilaç olarak tüketilirken, insan hayatının sosyal aktivitesi haline gelmeye başlar. Ve tüm Avrupa yavaş-yavaş bu aktiviteden nasibini almaya başlar.

 

Avrupa’ya kahve kültürünün gelmesinde Türklerin payı büyüktür. Avrupalı seyyahların, İstanbul seyahatleri sırasında ilk defa kahveyi denemeleri ile seyahat notları arasında önemli bir yer alır. Aynı zamanda Avrupa’ya giden Osmanlı Elçilerinin yanlarında götürdükleri kahveyi ülkenin kralına hazırlayım ikram etmesi ile ilk kahveler Avrupa’da içilmiş olur. Kahvenin Avrupa’daki serüvenin nasıl başladığı tam olarak bilinmemektedir. Venediklilerin 1600’lü yıllarda Yemen’den Avrupa’ya ilk kahve ticaretine başlandığına bilinir. 1616 yılında Hollandalı tüccarların gemilerinde Yemen’den kahve getirildiğine dair tutanaklar bulunmaktadır. Avusturya’da kahve kültürünün doğuşu, 1683 yılında II. Viyana kuşatmasında Osmanlıların bozguna uğraması ile arkalarında bıraktıkları kahve çuvallarıyla başladığı kabul edilir.

 

Kahve 1650'li yılardan itibaren yazılı tarihte yerini alır, ne zaman, nerelerde ve nasıl kahve tüketildiği belirgin olmaya başlar. Osmanlı İmparatorluğundan getirdikleri kavrulmuş kahve çekirdekleri gezginlerin, tüccarların sırtında Avrupa sokaklarında görülmeye başlamıştır. Katolik kilisesi ve fanatik papazlar kahveye karşı çıkarlar. Karşı olmalarının Teorisi ise; Eğer Hıristiyanların kutsal şarabı Müslümanlara yasak ise, kahvenin Müslüman topraklarından geldiği için Şeytanın içeceğidir... Papa Clemens VIII 16. yüzyılda kendisi kahveyi  bizzat deneyerek bu tartışmalara bir son verdi. Hayran kaldığı bu içeceği Hıristiyan âleminde, Hıristiyan içeceği olarak kutsadı ve asıl bu günden itibaren Avrupa'da kahve kültürü derinleşmeye başladı.

 

18. Yüzyılın başına kadar kahve tekelini elinde bulunduran Araplar, Hollandalılar tarafından Yemen’den çalınan kahve fidanları Endonezya’nın Java adasına götürülüp ekilmesi ile kahve tekelini kaybetmeye başlarlar. Ekilen kahve ağaçları kısa sürede sonuç vermesi ile 1706 yılında ilk kahve hasadı Hollanda’ya ulaşır. Hollandalılar Asya’daki diğer sömürgelerinde de kahve plantasyonları kurmaya devam ederler. 1714 yılında Amsterdam Belediye Başkanı, Fransız Kralı Lodewijk XIV’ye bir kahve fidanı hediye eder. Kralın en büyük hayali Fransız sömürgelerinde kahve üretmek olduğundan, Deniz Subayı Gabriel Mathieu de Clieu’ya Martinique adalarına bu fidanı götürmesi görevini verir. Zorlu yolculuk sonucu adaya ulaşırlar ve Subayın bahçesine kahve fidanı dikilir.  1726 yılında bu ağaçtan ilk hasadını alır. Bundan 50 yıl sonra 1776 yılında Martinque adasında 19 milyondan fazla dikili kahve ağacı bulunmaktaydı. Fransızlar tüm Fransız Atilerinde kahve plantasyonları kurmaya devam etmiştir. Fransız Guyana’sından gizlice kaçırılan bir kahve fidanı Brezilya’da ekilir. 19. yüzyılda İspanyolların eline geçen kahve fidanı Kolombiya, Venezuela, Küba, Porto Riko ve Filipinlerde ekilir. Almanlar ancak 1900’lü yılların başında diğer sömürgeci ülkeler gibi kahve plantasyonlarına Kenya, Ruanda ve Tanzanya’da kahve plantasyonları kurmuşlardır. Kısacası Yemen’den çalınan bir arabica kahve fidanı beklide Amerika ve Asya kıtasında bulunan tüm kahve ağalarının atası olarak tanımlamamız mümkündür. Kısaca Avrupalı sömürgeci ülkeler sayesinde Asya ve Amerika kıtalarında günümüzde kahve yetişmektedir. Tabi ki kahve fidanlarının gittiği ülkelerde köleliğin oluşmasına ve/ veya artmasına neden olmuştur.

 

Kahve Evleri Avrupa'da Kültürel ve Sosyal Yapıyı Değiştirmeye Başlar;

Avrupa’da açılan ilk kahve evleri Osmanlı vatandaşları tarafından açıldığı söylenir ve bu şekilde Avrupa’da bir kahve kültürü oluşmaya başlar. Kahvenin bu kadar popüler olmasının en büyük nedenlerinden biri de 17.-19. Yüzyıllar arasında birçok sosyal yapının, kültürel yapının ve entelektüel yapının değişimlere uğramasıdır. Özel yaşamda yeni buluşma yerlerine ihtiyaç vardı, insanların bir yerde toplanıp tartışıp, bilgi alışverişinde bulunabileceği, ticaret, politika hakkında konuşabileceği yeni bir yer. Aristokrat kültüründe insanların aile dışında başkaları ile sosyalleşmesi bu sayede olur. Şarap ve Bira tüketimindeki negatif sonuçların etkisi de Kahve Evlerinin, Cafelerin popülerliğinin artmasına yardımcı olmuştur.

 

Avrupa'da açılan Kahve Evleri ve Cafeler, Osmanlılardaki Kahvehane modeli örnek alınarak açıldı. Hatta İngiltere'de bu cafelere Penny Üniversitesi denirdi. Çünkü insanlar bir kaç penny vererek bu cafelerde kahve içip bilgi alışverişinde bulunur, politika hakkında konuşur, ülkenin geleceği tartışılırdı. Osmanlılarda olduğu gibi her kesimden insana rastlamak mümkündü. Politikacısından, sanatçısına, tüccarına, askerin vesaire bir çatı altında buluşabileceği tek yerdir. Tüccarlar burada buluşup iş görüşürken sanatçılar, yazarlar bilgi alıverişinde bulunurdu. Kahve Evleri, Cafeler aynı zamanda postacılar, postaları buraya getirirdi, Cafe sahibi veya çalışanı postayı sahibi için alırdı, kimsenin yaşadığı adres bilinmezken hangi Cafeye gidildiği bilinirdi.

 

Cafelerin popüler olması ile hükümetler veya krallar-kraliçeler, kitlelerin her gün takıldığı yerlerden vergi alınabileceğini çabuk keşfeder ve Büyük Britanya 1663 de cafe açma izni için ve her satılan kahve için vergi almaya başlar.

 

Tabi ki bu olumlu gelişmeler Avrupa'da yaşanırken, talep ve tüketim artar, Yemen kahve tekelini kırmak ve kahve ticaretinden pay almak için Güney Amerika, Afrika ve Endonezya/ Hindistan'da köleliği ve sömürgeciliği tetikler ve köle ticareti büyümeye başlar.

 

 

1699’da Hollandalılar Endonezya’da ekim denemeleri kısa sürede olumlu sonuç verdi.

17. Yüzyılın ilk çeyreğinde Fransızlar Martinque’de ilk kahve plantasyonlarını kurdular.

1727 yılında Brezilya kahve üretimine başlamıştır.

1777 yılında Martinque adasında kahve ağacı sayısı 19 milyona ulaşmıştır.

1787 yılında İngilizler orta Afrika’da kahve plantasyonları kurmaya başladı.

1840 yılında İngiliz sömürgesi altında Hindistan’da kahve üretimine başladı.

1876 yılında yine İngiliz İmparatorluğu altında Avustralya kahve ile tanıştı.

 

18. yüzyıla kadar dünya kahve tekeli Yemen’in elindeydi, kahve dünyaya Yemen’in Moka liman şehrinden yayılırdı. Hatta bu yüzden kahveye Moka denirdi. Avrupalıların kahve hakkında bildikleri bir masaldan ibaret iken, kendi kahvelerini sömürgelerinde üretmesi ile 19. yüzyıl itibari dünya kahve tekelini ellerine geçirdiler. Osmanlı imparatorluğunun sınırları içerisinde bulunan Yemen ve kahve plantasyonları o kadar bakımsız hale gelir ki 19. yüzyılın sonunda üretim düşer ve Osmanlı ihtiyacı olan kahveyi Brezilya’dan temin etmeye başlar.