Türk_Kahvesiii.jpg

TÜRK KAHVESİ NASIL YAPILIR

 

Türk Kahvesi Tarifi
Türk kahvesi hazırlamak aslında sandığınızdan çok daha kolay ve keyiflidir. Önceliklere bu harika kahveyi pişirirken nelere ihtiyacınız olacağına göz atalım:

 

Araç ve Gereçler, Malzemeler;

 

1- Taze Çekilmiş Türk kahvesi

Türk kahvesi bütün dünyadaki kahveler arasında en ince çekilmiş kahve çekirdeklerinden hazırlanır. Kahve çekirdeğini isterseniz basit bir el değirmeni ile evde kendiniz çekebilirsiniz. Ya da bununla hiç uğraşmayayım derseniz, çekilmiş olarak satılan Türk kahvesi paketlerinden alabilir ya da kahve çekirdeği satan biri kahve zincirinden ya da kuruyemişçiden çekirdek alırken Türk kahvesi ayarında çektirebilirsiniz.


2- Cezve
Klasik olarak Türk kahvesi bakır cezvelerde pişirilir ve bunun daha lezzetli olduğu düşünülür. Ama herhangi başka bir cezve (alüminyum, çelik vb.) ile de kahvenizi pişirebilirsiniz.

3- Şeker (isteğe göre)
Türk kahvenizi nasıl içeceğinize göre şeker ya da ilave bazı başka tadlar (tarçın, çikolata, kakule vb.) ekleyebilirsiniz. Buna göre kahveniz sade  kahve (şekersiz), orta şekerli kahve ya da şekerli kahve olacaktır.

Türk Kahvesi Nasıl Hazırlanır?

Klasik Türk kahvesi tarifine göre Türk kahvesi yapımında takip etmeniz gereken altı adım vardır:

Gerekli Malzemeler

  • Bakır Cezve

  • Tartı

  • Su

  • Kahve

  • Kahve Değirmeni

1. Adım

Öncelikle, kaç fincan kahve pişirecekseniz o kadar fincan soğuk suyu cezveye koyun. Suyun soğuk ve kaliteli olması (mümkünse musluk suyu kullanmayın, klor kahvenin tadını bozacaktır) lezzetli kahve yapmanız açısından önemli.

2. Adım

Eğer istiyorsanız cezvenize şeker ilave etmenin zamanı. Şekerli kahve için 2 çay kaşığı ya da 2 adet kesme şeker ekleyin.

3. Adım

Şimdi de kahve ekleme vakti. Her bir fincan için 2 dolu dolu çay kaşığı (yaklaşık 5 gram kadar) kahve koyun ve tüm malzemeleri hafifçe karıştırın.

4. Adım

Kahvenizi düşük ateşte ısıtmaya başlayın. Çok dikkatli olun, çünkü kahve bir anda köpürüp cezvenizden taşabilir! Ki sonrasında ocağı temizlemek zahmetli olabilir! :) Kahve pişerken karışıtırıp karıştırmamak tarzınıza kalmış. Her ikisi de olur.

5. Adım

Kahve hafif köpürdükçe üzerinde biriken köpüğü kaşıkla alıp fincanlara pay edin. Bu köpürtme-köpüğü fincanlara alma-tekrar köpürtme olayını 3 kez tekrarlayıp sonunda kahveyi fincanlara boşaltın. Unutmayın, kahveyi asla tam olarak kaynatmamalısınız. Aksi takdirde kahvenin içindeki yağ asitleri buharlaşacağı için acımsız ve lezzetsiz bir kahve elde edersiniz.

6. Adım

Evet, hepsi bu kadardı işte! Lezzetli, bol köpüklü bir Türk kahvesi yaptınız bile... Şimdi oturup ağız tadıyla kahvenizi içebilirsiniz. Unutmadan, kahvenin yanında su ikram edilmesi adetten olup; bu su, kahveden hemen önce içilir ki ağızda var olan diğer tadlar silinsin ve kahvenin tadı mümkün mertebe daha çok alınabilsin!

Please reload

 

Türk Kahvesi Servisi:

 

  • Hacmen geleneksel ölçüleri geçmeyen ince porselen fincan ve fincan altlığında servis edilmelidir. Fincan kulplu veya zarflı olabileceği gibi istenilen renk ve desende olabilir.

  • Fincana mutlaka sıcak su, buhar veya kuru sıcak ile ön ısıtma uygulanmalıdır. Her halükarda fincan kesinlikle sıcak olmalıdır.

  • Fincan ve altlığı temiz, kırık ve çatlaksız, kokusuz ve lekesiz olmalıdır.

  • Türk Kahvesi ile birlikte şeffaf ve küçük bir bardakta soğuk kaynak suyu sunulmalıdır.

  • Ayrı ve küçük bir tabakta, lokum, tatlı ezmeler, kuru meyveler, geleneksel macunlar, şekerleme hatta tatlı dilimi, v.b. sunulabilir. Fincan altlığına şekerli bir malzeme koymak ancak erime özelliği düşük ise söz konusu olabilir.

  • Fincanı kapatacak küçük bir kloş gibi fantezi objeler serviste kullanılabilir.

  • Servis mutlaka tepsi içinde yapılmalıdır ve küçük bir kumaş bez veya kâğıt peçete verilmelidir.

 

Dipnot: Unutmayın ki her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Suyun sıcaklığı, kahvenin inceliği ve miktarı ile yada zamanlama ile ufak oynamalar yapıp ağız tadınıza göre ideal demlemeyi bulabilirsiniz.

  

Türk Kahvesi Püf Noktaları

Kavurma

Kavurma derecesi Türk Kahvesi’nin lezzetindeki en önemli faktörlerden biridir. Türk Kahvesinin karakteristik lezzetine erişebilmek ve ince öğütebilmek için, kavrulmadan sonra çekirdekler nemli kalmalı, tamamen kurutulmamalıdır. İnce öğütüldüğünde, kahve öğütme sırasındaki sürtünme neticesinde ısınacak, ürettiği bu ısı da “kavurma- sonrası” etkisi oluşturacaktır. Dolayısıyla, kavrulma işlemi ilk piroliz (ilk çatlama) seviyesinde veya hemen sonrasında son bulmalıdır. Kavrulma derecesine nasıl varılacağına dair bir sınırlama yoktur. Her türlü kavurma profili kullanılabilir. Ancak aşağıda belirtilen açıklayıcı maddeler kesinlikle uygulanmalıdır;

“Cupping” tekniğiyle ile tadım yapmak için 24 saat içerisinde kavrulmuş ve en az 8 saat dinlendirilmiş Türk Kahvesi kullanılmalıdır.

Kavurma  profili  çok  hafif  ila  hafif  arası  olup,  M-Basic  (Gurme)  Agtron tartısında (*) ölçüldüğünde, çekirdekler ortalama 60# ya da fazlasına, öğütülmüş Türk Kahvesinde ise 65#’e karşılık gelmelidir. 

Kavurma süresi 8 dakikadan az, 15 dakikadan fazla olmamalıdır.

Yanma  veya  parçalanma  (Çok  hızlı  ısıtıldığı  takdirde  kavrulma  sırasında çekirdeklerden ince pullar dökülür) görülmemelidir.

Kavrulmuş  Türk  Kahvesi  anında  soğumaya  bırakılmalıdır  (Suyla  soğutma püskürtme) sistemi kullanılmamalıdır).

Türk Kahvesi oda ısısına gelince (yaklaşık 20 derece C), son paketleme işlemi bitene  kadar  hava  geçirmez  ve  ışık  görmez  kutular  ya  da  su  geçirmez poşetlerde saklanmalıdır.

Öğütme

 

Türk Kahvesi için (kavrulma seviyesiyle birlikte) diğer önemli bir faktör de öğütme seviyesidir. Öğütülmüş parçacıkların %70 ila 75’inin ölçüsü 75-125 mikron arasında olmalıdır. (Kaynak: Daniel Ephraim / Achieving Turkish Coffee Perfection / 2005)

 

Bu ince çekilmiş Türk Kahvesinin boyutunu ölçmenin en ideal yöntemi lazer ışın tabancası yoluyla yapılan ölçümdür. Ancak, kalburdan geçirme metodu kullanıldığı takdirde, bu incelik için gereken eleğin gözenek boyutu 120 ila 170 birim arası olmalıdır. Türk Kahvesini bir örnek ve öğütücüde ısınmadan öğütebilmek çok önemlidir. Bazı öğütücülerin öğütücü çarkları birbirine çok yakın olduğundan gereken inceliği elde edebilmek için fazla ısınırlar. Öğütücünün ısısı arttıkça bir nevi kavurma vazifesi görür ve sıcaklık 40 dereceyi aştığında hem Türk Kahvesini karartır hem de lezzet kayıplarına yol açar. Gereken öğütme seviyesine erişilemediği takdirde, Türk Kahvesi köpüksüz olur ve fincanda aşırı bir tortu bırakır.

 

  • Saklama:   Esas olan en kısa zamanda çekilen Türk Kahvesinin pişirilmesi olmak ile birlikte, çekilen Türk Kahvesinin hava, ışık ve nem almayan bir kavanozda tutulması ve aynı gün içinde tüketilmesi önerilir. Aynı kural vakumlu ambalajlar açıldıktan sonra da geçerlidir.

  • Aroma: Sadece geleneksel % 100 doğal aroma ve malzemeler ile Türk Kahvesine doğal  aroma  katkısı  mümkündür,  ancak  aromanın  entansitesi  (gücü)  mutlaka açıkça belirtilmelidir. Sakız, kakule, tarçın, karanfil, fındık, badem ve ceviz ile kısıtlı olmamakla birlikte bunlar en yaygın katkı malzeme ve aromalarıdır.

  • Köpük  ve  telve:  Yöresel  farklılıklar  dışında  köpük  elde  edilmesine  çalışılır.

  • Köpüğün esnek, küçük kabarcıklı, açık renk olmasına ve tüm yüzeyi kaplamasına gayret edilir. Fincanda 1 cm. kalınlığında telve oluşması arzu edilir.

 

Benzer ürünler: Türk Kahvesi adı altında yapılan menengiç, leblebi, vb. içecekler açıkça belirtilmeli ve gerçek Türk Kahvesi ile karıştırılmamalıdır. Suda çözülebilen, hazır (pişmeyen) ürünler kesinlikle kullanılmamalıdır.

 

 

 

Pişirme

 

  • Yöresel ve yaygın pişirme yöntemleri açıkça belirtilmek şartı ile uygulanabilir.

  • İki kişilik ve direkt bir ısı kaynağı üzerinde bir seferde pişirilmesi tercih edilir (ön pişirmeye izin verilmez), kesinlikle hazır (instant) ürünler kullanılmaz.

  • Kişi başı en az 7 gr. Türk Kahvesi kullanılır. Bu gramajın üstünde (okkalı) Türk

  • Kahvesi ancak belirtilirse kullanılabilir.

  • Soğuk  kaynak  suyu  ile  hazırlanır  (yaklaşık  3  dakikalık  bir  pişirme  süresi gerektiren güçlü bir ısı kaynağı kullanılır). Önce su sonra Türk Kahvesi, şeker ve aromatik  katkılar  (varsa)  ilave  edilir,  Cezveyi  ateşe  koymadan  önce  içeriği homojen bir kıvama erişene kadar karıştırılır. (Pişirirken karıştırmayınız)

  • Köpük elde etmek amacı ile (yöresel farklılıklar dışında) iki taşım (kabarma) pişirilir.  (80  C  ve  95  C)  Türk  Kahvesinin  fokurdamamasına  özen  gösterilir. Fincana iki taşımdan aralıklı olarak Türk Kahvesi aktarılır. (otomatik makineler dışında) 

  • Bu belgenin sonuç bölümünde açıklanan (1.1.2 “Açık Resistanslı”, 2.4 “Buhar Çubuğu”, 2.5 “Sıcak Su Eklenerek”) ekipman ve yöntemler kabul edilmez.

 

Arzu edilen tatlılığı elde etmek için cezveye konulacak şeker miktarı:

 

1.   Acı – şekersiz

 

2.   Az şekerli  – 1 kesme şeker (2-3 gr)

 

3.   Orta şekerli – 1.5 kesme şeker (3-4.5 gr)

 

4.   Şekerli  – 2 kesme şeker (4-6 gr)

Aromatik malzeme ayarı mutlaka belirtilmelidir (orta kakuleli, çok sakızlı gibi).

Servis

 

  • Hacmen geleneksel ölçüleri geçmeyen ince porselen fincan ve fincan altlığında servis edilmelidir. Fincan kulplu veya zarflı olabileceği gibi  istenilen renk ve desende olabilir.

  • Fincana mutlaka sıcak su, buhar veya kuru sıcak ile ön ısıtma uygulanmalıdır. Her halükarda fincan kesinlikle sıcak olmalıdır.

  • Fincan ve altlığı temiz, kırık ve çatlaksız, kokusuz ve lekesiz olmalıdır.

  • Türk  Kahvesi  ile  birlikte  şeffaf  ve  küçük  bir  bardakta  soğuk  kaynak  suyu sunulmalıdır.

  • Ayrı  ve  küçük  bir  tabakta,  lokum,  tatlı  ezmeler,  kuru  meyveler,  geleneksel macunlar, şekerleme hatta tatlı dilimi, v.b. sunulabilir. Fincan altlığına şekerli bir malzeme koymak ancak erime özelliği düşük ise söz konusu olabilir.

  • Fincanı kapatacak küçük bir kloş gibi fantezi objeler serviste kullanılabilir.

  • Servis mutlaka tepsi içinde yapılmalıdır ve küçük bir kumaş bez veya kâğıt peçete verilmelidir.

Cezvede Kahve

 

KUMDA KAHVE

 

Osmanlıdan bugüne kadar kahve birçok şekilde pişirilmiştir. Ancak odun ateşi közünde veya küle gömülmek suretiyle yapılan kahvenin tadını hiç birşey tutmaz. Bugünün şartlarında o ortamları bulup her yerde odun ateşi yakma imkanı da olmadığından bu keyiften mahrum kaldık.

 

NEDEN KUMDA KAHVE

•Sabit ısıda, bol köpüklü Türk damak tadına uygun Türk Kahvesi pişirmek için,
• Kuma gömülen cezve ısıyı her tarafından eşit olarak alır. Böylece kahve doygun ve dengeli pişer.
• Aynı anda birden çok cezve ile çoklu kahve pişirme imkanı.
• Müşterileriniz müptelası olacak, ve kahve satış kapasitenizi artırmak için,
İYİ BOL KÖPÜKLÜ TÜRK KAHVESİ İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİ.
1. Öncelikle kahve pişirilecek suyun kireçsiz ve klorsuz olması gerekir. Mutlaka temiz ve soğuk içme suyu kullanın. Musluk suyu kullanırsanız, bu sudaki klor kahvenizin tadını bozacaktır.
2. Kahvenin taze olması. Taze olmayan kahve köpük yapmaz. Kahve alırken rutubetli bir kaşık kullanmayın. Kahve kutunuzun ağzını sıkıca kapatın. Uzun süre beklemiş kahve kullanmayın.
3. Kahvenizi temiz bir cezvede pişirin. Deterjan kalıntılarının iyice temizlendiğinden emin olun. Kullandığınız deterjanlar kokusuz olursa çok daha iyi sonuç alırsınız.
4. Kahveniz kabarmaya başladığında cezveyi kumun içinden çekiniz. Kumun üzerinde yavaşça pişerken köpüklerini fincana aktarınız.

MIRRA

 

Mırra, Arap coğrafyasına özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahvedir. İsmi, Arapça acı anlamına gelen مر murdan türemiştir. Çok acı ve koyu olması nedeniyle ufak bardakta içilir. Türkiye'de de Gaziantep , Şanlıurfa , Mardin gibi Arap kültürünün hakim olduğu yörelerde kültürel açıdan anlamlı, sunumu özel çaba gerektiren bir içecektir.

 

Hazırlanışı:

Mırra için özel bir kahve çekirdeği yoktur. Kahve çekirdekleri kavrulup dibek adlı havan benzeri kaba alınır ve taneleri çok inceltilmeden dövülür. Dövme işlemi için günümüzdedeğirmenler ve kahve makineleri de kullanılmaktadır.

Mırranın hazırlanmasında en önemli kısım kaynatma evresidir. Kaynama süresi, bilinen yöntemlere göre çok uzundur, belli aşamalarda kahvenin telvesi ayrılıp karışıma su eklendikten sonra devam edilir. Çekilmiş kahve üzerine su eklenerek kaynatılır, belli bir kıvama geldikten sonra tortusundan ayırmak amacıyla mutbak adlı özel kaba süzülür. Elde edilen karışıma tekrar kahve ve su eklenir. Bir iki defa daha süzme, kahve ve su ekleme işlemi gören kahve, tortusundan ayrıldıktan sonra kahve katılmadan sadece su eklenerek bir iki kere daha mutbaktan geçirilir.

Mırraya tat vermesi amacıyla karışıma kakule katılabilir. Şekersiz içildiği için hazırlanırken tatlandırılmamaktadır.

 

Sunum:

Kahve fincanının kenarını boyayacak kadar pekmezimsi bir kıvama gelen mırra servis için bakır, işlemeli bir imbiğe ya da cezveye aktarılır.

Mırra geleneksel olarak kulpsuz, küçük tek bir fincan ile servis edilir. Serviste yaş olarak büyükten küçüğe doğru giden bir sıra takip edilir.

Kahveyi servis eden kişi sırası gelen konuğa bir içimlik, fincanın aşağı yukarı yarısına gelecek kadar mırra doldurur. Konuk kahveyi içtikten sonra yine aynı miktarda kahve doldurulur. İkinciyi de içen konuk, fincanı servis eden kişiye geri verir. Kahveyi servis eden kişi her servisten sonra bardağı siler ve bir sonraki konuğa aynı fincanla ikramda bulunur.

MENENGİÇ KAHVESİ

 

Menengiç kahvesi, Latincesi pistacia terebinthus denilen Menengiç ağacından üretilen ve Türkiye'de Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinin dağlık kırsal bölgelerinde ekimi yapılmaksızın doğal olarak yetişmektedir. Türkiye'nin doğal bitki örtüsünün parçalarından biri olan menengiç; yörelere göre farklı isimler alabilir. (Örnek: Çitlembik, çedene, çitemik, çıtlık gibi.)

Menengiç Kahvesi bu ağacın meyvelerinin kurutulup kavrulması, ardından tıpkı Türk Kahvesi gibi pişirilmesi ile elde edilmektedir. Oldukça faydalı olan Menengiç birçok sağlık sorunu için kullanılabilmektedir.

DİBEK KAHVESİ

 

Dibek kahvesi aslında bir kahve pişirme şekli değil, kahve öğütme yöntemi. Kavrulan kahve yuvarlak, içi çukur taş ya da tahtadan yapılan bir anlamda havan’a benzeyen büyük kaplara konur ve bir tokmakla ince hale gelene kadar ezilirdi. Buradan elde edilen kahve Türk kahvesi pişirir gibi pişirilirdi. Bu yöntemle öğütülen kahve koyu kıvamlı olur ve Dibek kahvesi adını alırdı. Bu yöntemle kahve öğütülmesi 1800’lü yılların ilk yarısına kadar devam etti ancak 1827’de tüfenkçi ustalarından Selim’in kahve değirmenini icat etmesi sonucunda dibek kahvesi ortadan kalktı. Bu şekilde kahve elde etmek zahmetli ve vakit alıcı olduğu için evde yapılamayan kahve öğütülme işlemi, değirmenlerin yaygınlaşması ile evlere girdi.

Aslında dibek kahvesi yapmak için kullanılan dibeklerin tarihçesi çok eski. Doğaldır ki, daha önceden bu dibekler kahve değil de tahıl öğütmek için kullanılıyormuş. Türkiye’de çeşitli arkeolojik kazı alanlarlarında bulunan dibeklere, Başkale yakınlarında bulunan Tilki tepe ya da Sipka Antik Şehri buluntuları örnek. 

 

Dibek kahvesi günümüzde çok sınırlı yapılmakta. Bunun da sebebi kolayca tahmin edileceği gibi zahmetli olması.

KAKAKULELİ KAHVE


Osmanlı döneminde iyi kahve yapanlar, kahveyle beraber kakule de çektirirmiş. Kahvenin uyarıcı etki sini dengeler. 1-2 kahve kaşığı kakule sindirime çok faydalıdır. oğal gıdaların sindirilmesinde ve mide rahatsızlıklarında kullanılabilir. Kakule dinçlik veren zararsız bir uyarıcıdır. Koyu bir kahve içmektense, ağza kakule alıp çiğnemek daha iyi bir uyarıcı etki yapar. 
Hiç kakuleli kahve denemişmiydiniz? Eğer sıcak baharatlardan hoşlanıyorsanız denemenizi öneririm. Ben kakuleyi ilk defa Arabistan'a yaptığım bir ziyarette tanışmıştım. O zaman denediğim kahve hoşuma gitmişti, bir kaç gün evvel de kendim denemeye karar verdim. Oldukça değişik bir kahve tadı alacaksınız. Sıcacık ve otantik bir tat ve koku elde ediyorsunuz.

 

Tarif (1 fincan için);

  • 1 tatlı kaşığı türk kahvesi

  • 1 yada 2 adet kakule

  • 1 kahve fincanı su

  • Arzuya göre şeker

Yapılışı;

  • Kakuleyi hafifçe ezin

  • Cezveye kahveyi kullanıyorsanız şekeri ve kakuleyi koyun, üzerine soğuk suyu ekleyin ve karıştırın

  • Kısık ateşte kahvenin köpüğü oluşup kaynayana kadar pişirin

MANİSANIN CİLVELİ KAHVESİ

 

 

CİLVELİ KAHVE: Manisa’da gelinlik kızlar, yaptıkları Türk kahvesinin üzerine dövülmüş kahve koyarak ikram ediyorlar. Bu kahveye cilveli kahve deniyor.

BADEMLİ CİLVELİ KAHVE 

Cilveli kahve, sunumu ve tüketiliş şekliyle diğer kahvelerden ayrılıyor. Fincana dökülen bol köpüklü Türk kahvesinin üzerine çifte kavrulmuş, öğütülmüş badem ve iki çeşit baharattan oluşan karışım dökülüyor. Kahvenin yanında bir kaşık veriliyor. Kahve içilmeden önce bademler yeniyor. Ardından kahve içiliyor. Köpükle badem ezmesinin karışımı özel bir tat oluşturuyor.CİLVELİ KAHVEManisa'da eski dönemlerde gelinlik kızlar, evlerine gelen görücülere bu kahveyi ikram edermiş. Bol köpüklü kahvenin üzerine öğütülmüş badem konurmuş. İşte o ''cilveli'' adıyla bilinen Türk kahvesi, patentle koruma altına alındı.Manisa'nın tarihi ve turistik mekanlarından olan Yenihan'da kafe işletmeciliği yapan Tamer Çipiloğlu, cilveli kahveye sahip çıkıp yeniden canlandıran kişi. Eski dönemlerde şehzadeler için de özel olarak hazırlana bu kahve, asıl şöhretini gelinlik kızlarla edinmiş. Gelinlik kızlar eve gelen görücülere bu cilveli kahveyi hazırlarmış.

TÜRK KAHVESİ KÜLTÜRÜ ve RİTÜELLERİ

  • Boşnak Türklerine göre kahve, şekerli içilmez. Bunun nedeni ise şekerin kahvenin tadını öldürmesinden kaynaklanıyor. Boşnak Türklerine göre şeker kahvenin tadını bozmaktadır. İlla ki şekerli içmek istiyorsanız kıtlama şeker dediğimiz yöntemle tatlandırabilirsiniz.

  • Kafkas Türklerinde ise durum biraz farklı. Bu millet Türk kahvesini "ağız" denilen ineğin ilk sütüyle yapılır.Ve onlar da kahvenin tadının bu şekilde daha güzel olduğuna inanıyorlar. Denemek de fayda var.

  • Peki kahve içerken şu yanında gelen suya ne demeli? Oysa ki suyun kahveden önce içilmesi gerektiğini bildimiz halde hepimiz inatla suyu kahvenin ardından içmeye devam ediyoruz. Eski İstanbullular dilde ve ağızda kalan diğer tatları temizlemek için önce soğuk suyu içip sonra kahveyi içerlermiş. Hatta bol köpüklü kahveyi höpürdeterek içmek adetlerindendir denir. 

  • Likör demişken, evet kahvenin likörle içildiğini de duyduk. Özellikle nane ve acı baden likörü Türk kahvesinin tadını öne çıkardığı ve lezzetini kat ve kat arttırdığı söylenir. 

  • Eğer kahvenin yanında lokum ikram etmek isterseniz işte bu noktaya da dikkat etmeniz gerekir. Lokumun hafif olması en önemli konulardan bir tanesidir. Biliyoruz ki kahvenin yanında çikolata iyi gider. Ama çikolatalı lokum için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bu yüzden daha çok meyve aromalı lokumları tercih etmek gerekir.

  • En önemli ritüellerden birisi de Türk kahvesini içtikten sonra o fincanı fal için kapatmaktır ve Türk kahvesi geleceği görmek için kullanılan tek kahve türüdür. 

  • Osmanlı sarayında kendine has kahve ikram biçimleri şekilleniyor. Yanında ikram edilen suyun gül yaprakları ile aromalandırılması gibi...

  • Kahve içme kültüründen bahsederken, kahvenin birleştirici özeliliğine değinmeden geçmek olmaz.

    Avrupa’daki kafeler de kahve içme mekanları olarak düşünüldüğünde insanları birleştirici etkiye sahip mekanlardı. Avrupa'da kahve tüketilen kafeler sanat, felsefe ve benzeri düşünsel akımların şekillenmesi ve paylaşılması için uygun ortamı sağlıyordu. Ancak Doğu’ya doğru ilerledikçe kahve kültürünün gündelik hayata yansımaları farklılaşıyordu. Şöyle ki; Osmanlı zamanında kahvehanelerde yeniçeriler toplanıyor, devlet işleriyle ilgili konuşmalar yapıyor, kararlar alıyordu. Sanatsal anlamda yansımaları olmasa da kahvenin birleştirici etkisi yine ortaya çıkıyor…

  • Eski İstanbul’da kahve çekirdekleri bakır havanlarda dövülerek öğütülüyor ve ardından kavruluyordu. Bu altın değerindeki içecek, özel misafirlere ikram ediliyordu. Pişirme şekilleri nedeniyle kahve bu topraklarda isim değiştirdi ve Türk kahvesi adını aldı. Bakır cezve ve ağır ateşte pişen kahve, diğer kahvelerden ayrılarak tam anlamıyla hazırlama ve içme ritüeli olan bir içecek haline dönüştü.

  • Eski İstanbullular önce soğuk su, ardından kahve içerlermiş. Bunu yapmalarındaki amaç, dilde kalan tatları temizlemek, Türk kahvesinin diğer tatlarla karıştırmamak. Bol köpüklü kahveyi içerken höpürdeterek içmek usulden sayılırmış. Köpüğün son damlaya kadar fincanda kalmasını sağlamak için yapılan bu eylem, dışarıdan bakıldığında tabessüm uyandırsa da hala bu ritüellerin parçalarından biri…

  • Türk kahvesinin sade tercih edilme nedenlerinden biri de yanında lokumla ikram edilmesi. Lokumun da hafif aromalı olanları makul. Örneğin meyve ya da çiçek aromalı lokumlar kahveyle uyum sağlarken çikolatalı ya da bademli lokumlar kahvenin tadını bozabiliyor.

  • Kahve içme ritüellerinden bir diğeri de yanında likör içme alışkanlığı. Türk kahvesi ve el emeği likör zenginlik ve asalet temsili olarak da düşünülebilir. Hatta nane ve acı badem likörünün Türk kahvesinin tadını öne çıkardığı ve lezzetini arttırdığı söylenir…

  • Kız isteme geleneğinde Türk Kahvesi baş roldedir.Evlere şenlik bir seramoni.Eğer gelin adayı,hakkıyla,şöyle köpüklü güzel bir kahve yapamıyorsa,bu işin hakkını veren bir kişi,önceden mutfakta yerini alır.Kahveyi o yapar,övgüyü gelin adayı alır.Hatta,damat adayının sabrını ölçmek adına,tuzlu kahve bile ikram edilir kendisine.Sesini çıkarmadan son yudumuna kadar,içebilirse, sabırlı olduğu düşünülür.Bayram ziyaretlerinde,an gelir,türlü türlü tatlılar reddedilirken,kahve teklifi kabul görür genelde.

  • Türk kahvesi içme ritüellerine son olarak kahve falını eklememek kahveye ayıp olur… Kahve içmek naif ve ince bir zevktir. Özel bir an paylaşımında sohbetin kıvılcımıdır. Dünyanın hemen her yerinde insanlar kahve içme bahanesiyle bir araya gelir ve hayatlarını birbirine, renklerini diğerlerine bulaştırır. Kahve içtiğiniz her an bunun ne kadar özel bir ritüel olduğunu unutmayın…

Kahvenin ,bize ait bir kültür olduğu, hepimizce malumdur.Üzerine söylenmiş,güzel sözler,yazılmış şarkılar vardır.Kahve soluklanmak için bir neden, dostluğa bir çağrıdır.Boşuna bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var dememiş büyüklerimiz.Bu arada,Türk kahvesi,bir büyüme sembolü de sayılabilir.Eskiden büyüklerimiz,çocuklara,çocuklar kahve içmez dili kara olur,derlerdi hatırlarsanız.Buradan yola çıkarak, çocuklukta kahve içmenin, bir büyüme işareti olduğunu düşünürdüm.Yani kahve içiyorsanız büyümüşsünüz demekti bana göre.Üstelik bu,bir seramoni şeklinde yapılır,bir komşu teyze geldiğinde ”’ hadi kızım bir kahve yap” denir,yanında ya bir lokum,ya bir çikolata ikram edilir. Beraberinde getirdiği dostluk, sevgi ve paylaşım için bir fincan kahveye büyük anlamlar yüklenir. Ne kadar elektiriklisi çıkmış olsa ve belkide cezve evin dekorunu tamlama görevini almış olsada, Kahve kültürümüz son zamanlarda daha da bir önemseniyor bunu her köşe başı açılan kahve dükkanları ile görebiliyoruz. 

 

Türk Kahvesinin Özellikleri:

  • Dünyanın en eski kahve pişirme yöntemidir.

  • Köpük, kahve ve telveden oluşur.

  • Yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta en uzun süre tadını devam ettiren kahve türüdür.

  • Birkaç dakika şekli bozulmadan kalabilen bu leziz köpüğü sayesinde, uzun süre sıcak kalabilir.

  • İnce kenarlı fincanda sunulduğu için, diğer kahve türlerine göre daha yavaş soğur ve böylece daha uzun süren bir kahve keyfi sunar.

  • Yoğun şurupsu kıvamı ile ağızdaki lezzet tomurcuklarını aşırı uyararak hafızada yer eder.

  • Diğer kahve türlerine göre, daha kıvamlı, yumuşak ve aromatiktir.

  • Kendine özgü enfes kokusu ve özel köpüğü ile diğer kahvelerden kolaylıkla ayırt edilebilir.

  • Kahve tutkunları tarafından, kaynatılarak içilebilen tek kahve olarak kabul edilir.

  • Geleceği anlatmak için kullanılan tek kahve türüdür. Cafedomancy: Kahve telvesini kullanarak kehanette bulunmak.

  • Eşsizdir çünkü kahvesi fincanın içindedir ancak telve olarak dibe çöktüğünden filtre edilmesine ve süzülmesine gerek kalmaz.

  • Hazırlanırken şeker ilave edildiğinden diğer kahvelerde olduğu gibi sonradan tatlandırmaya gerek yoktur.

  • Sağlıklıdır çünkü fincanın dibinde biriken telvesi içilmez.

  • Sıklıkla içildiği halde, miktar olarak fazla olmadığından şişkinlik yapmaz.

  • Diğer kahve türlerine göre, bir içimde daha az kafein içerir.

  • Çok pratik ve ekonomiktir çünkü pişirirken tek ihtiyacınız bir cezve olacaktır.

  • Pişirilirken, şekeri tercihe göre ilave edildiğinden içime hazır halde sunulan tek kahve türüdür.

  • O nefis tadını verebilmesi için, kavrulduktan sonra ya hemen tüketilmeli ya da aromasını muhafaza edecek şekilde paketlenmelidir.

  • Bir çok balkan ülkesinde Türk Kahvesi demleme tekniği ile kahve demlenir. Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Sırbistan, Karadağ, Romanya vesaire....

TÜRK KAHVESİ TARİHİ

Bugün dünyanın dört bir yanında kahvenin farklı adları, çeşitleri, kültürleri var. Ancak Türk kahvesi, çekilmesi, pişirilmesi ve sunumuyla hepsinden farklı; uzun ve keyifli bir seremoni.

 

Dünyaya yayılıp tanındığı adıyla Türk Kahvesi, Türkler için kültürel geçmişin, sosyal tarihin ayrılmaz bir parçasıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun esas olarak 16. yüzyılda tanıştığı kahve, zamanla sosyal hayatın önemli bir parçası olmuş, dost meclislerinde kendisine yer bulmuş, konukların ağırlanmasında başrolü oynamış, edebî hayatın önemli imgelerinden birine dönüşmüştür.

 

Geleneksel Türk kültürünün en güzel ve en özel alışkanlıklarından biridir. Yemek sonrası hiçbir tat onun yerini doldurmaz. O, soluklanmak için bir mola, keyifli sohbetlere hoş bir vesile, ağır bir yemeğin ardı sıra mideyi rahatlatacak bir tat. Uyarır, yatıştırır, keyifli ve lezzetlidir. Dünyaya armağanımız olan, sıcak bir içecekten ziyade örf ve adetlerimiz içine yerleşen bir kültürdür. O, beş asırlık alışkanlığımız; Türk kahvemizdir...

TÜRK KAHVESİ

Türk Kahvesinin Tarihi:

Kahvenin Osmanlı İmparatorluğu'na gelişi konusunda bir kaç hikaye vardır. Birincisine göre, 1554 yılında Suriyeli iki girişimci tarafından (Halepli Hukm ile Şamlı Şems) İstanbul'a getirilmiştir.

 

Diğer hikayeye göre ise 1517 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın Yemen Valisi olan Özdemir Paşa, lezzetine hayran kaldığı kahveyi İstanbul'a getirmiştir.  Yemen Valisi Özdemir Paşa, böylelikle Yemen'den getirdiği kahveyi saraya taşıyor. Türk kahvesini, sarayın görkemli salonlarında, 40 kişilik kadrolu kahveci ustaları tarafından özenle Sultan'a servis ediliyor. Harem'de cariyelere doğru kahve pişirme dersleri başlıyor.

 

 

Fernand Braudel, kahvenin Osmanlı’da ilk defa 1511 tarihinde kullanılmaya başlandığını iddia ederken. Peçevî İbrahim Efendi, kahvenin İstanbul’a ilk defa 1555 yılında girdiğini ve bu tarihten önce Rumeli’de kahve ve kahvehanenin bilinmediğini yazar. Peçevî de ve Gelibolulu Ali Mustafa Efendi’de geçtiği şekliyle; Halepli Hakem (Hekim) adında bir herif ile Şamlı Şems adında bir zarif İstanbul’a gelerek Tahtakale’de büyük bir dükkân kiralayıp kahve satmaya ve kahvehane işletmeye başlarlar. Miladî 1551 yılına tarihlenen bir başka metinde ise; Kahve-hâne mahall-i eğlence, Sene 959 ibaresinin yer aldığı görülür. 

Kâtip Çelebi (1609-1657) ise, 1543 yılında gemilerle İstanbul’a kahve geldiğini ve İstanbul ahalisinin kahveyle tanıştığını kaydeder. “Aslı Yemen diyarından çıkıp tütün gibi dünyaya yayıldı. Kimi şeyhler Yemen dağlarını mesken edinip dervişleriyle bir tür ağaç yemişi bulup kalb ve bûn dedikleri taneleri dövüp yerlerdi ve kimisi de kavurup suyunu içerdi. Riyâzat ve sülûke uygun ve şehveti kesmeye elverişli soğuk ve kuru gıda olduğundan Yemen ahalisi birbirinden görüp şeyhler ve sûfîler ve başkaları kullandılar.”

 

Anadolu’da kahvenin 13. yüzyılda dahi bilindiğini iddia eden bazı araştırmacılar ise, iddialarını Mevlana’nın (öl. 1273) Divan-ı Kebir’indeki; “Devletimiz geçim devleti, kahvemiz arştan gelmede, meclise badem helvası dökülmüş, saçılmış.” beytiyle destekliyor. Ortaçağ Arap leksikografları ise, kahwah sözcüğünün “bir çeşit şarap” anlamına geldiği konusunda hemfikirler.

 

Zamanı, mekânı, kaynağı hakkındaki bilgiler kesin olmasa da; kahvenin Yemen’den yola çıktıktan sonra Cidde’ye, ardından Süveyş ve Mısır’a, oradan da gemilerle başta İstanbul olmak üzere İzmir, Selanik, Payas, Yafa, Akka, Trablusşam, Sayda ve Antalya gibi diğer Osmanlı şehirlerine de ulaştığını söyleyebiliriz. Gemilerle uzun bir yol kat ederken zembillerin içine konan, üstü ferde ile sarılan ve onun da üstü çulla örtülen kahve bin bir zahmetle rutubetten korunarak payitahta getirilir.

Bugün dünyanın dört bir yanında kahvenin farklı adları, çeşitleri, kültürleri var. Ancak Türk kahvesi, çekilmesi, pişirilmesi ve sunumuyla hepsinden farklı; uzun ve keyifli bir seremoni.

 

Dünyaya yayılıp tanındığı adıyla Türk Kahvesi, Türkler için kültürel geçmişin, sosyal tarihin ayrılmaz bir parçasıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun esas olarak 16. yüzyılda tanıştığı kahve, zamanla sosyal hayatın önemli bir parçası olmuş, dost meclislerinde kendisine yer bulmuş, konukların ağırlanmasında başrolü oynamış, edebî hayatın önemli imgelerinden birine dönüşmüştür.

 

Geleneksel Türk kültürünün en güzel ve en özel alışkanlıklarından biridir. Yemek sonrası hiçbir tat onun yerini doldurmaz. O, soluklanmak için bir mola, keyifli sohbetlere hoş bir vesile, ağır bir yemeğin ardı sıra mideyi rahatlatacak bir tat. Uyarır, yatıştırır, keyifli ve lezzetlidir. Dünyaya armağanımız olan, sıcak bir içecekten ziyade örf ve adetlerimiz içine yerleşen bir kültürdür. O, beş asırlık alışkanlığımız; Türk kahvemizdir...

TÜRK KAHVESİ

Türk Kahvesinin Tarihi:

Kahvenin Osmanlı İmparatorluğu'na gelişi konusunda bir kaç hikaye vardır. Birincisine göre, 1554 yılında Suriyeli iki girişimci tarafından (Halepli Hukm ile Şamlı Şems) İstanbul'a getirilmiştir.

 

Diğer hikayeye göre ise 1517 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın Yemen Valisi olan Özdemir Paşa, lezzetine hayran kaldığı kahveyi İstanbul'a getirmiştir.  Yemen Valisi Özdemir Paşa, böylelikle Yemen'den getirdiği kahveyi saraya taşıyor. Türk kahvesini, sarayın görkemli salonlarında, 40 kişilik kadrolu kahveci ustaları tarafından özenle Sultan'a servis ediliyor. Harem'de cariyelere doğru kahve pişirme dersleri başlıyor.

 

 

Fernand Braudel, kahvenin Osmanlı’da ilk defa 1511 tarihinde kullanılmaya başlandığını iddia ederken. Peçevî İbrahim Efendi, kahvenin İstanbul’a ilk defa 1555 yılında girdiğini ve bu tarihten önce Rumeli’de kahve ve kahvehanenin bilinmediğini yazar. Peçevî de ve Gelibolulu Ali Mustafa Efendi’de geçtiği şekliyle; Halepli Hakem (Hekim) adında bir herif ile Şamlı Şems adında bir zarif İstanbul’a gelerek Tahtakale’de büyük bir dükkân kiralayıp kahve satmaya ve kahvehane işletmeye başlarlar. Miladî 1551 yılına tarihlenen bir başka metinde ise; Kahve-hâne mahall-i eğlence, Sene 959 ibaresinin yer aldığı görülür. 

Kaynaklar:http://yedirenkyediiklim.org/

               http://www.turkkahvesidernegi.org/

 

Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırma Derneği'ne göre ise; Kuzeydoğu Afrika (bugünkü Habeşistan) kökenli bir bitki olan kahve meyvesinin çekirdekleri 15. yüzyıldan itibaren Yemen’den başlayarak Arap Yarımadası’nda kavrulup, sıcak bir içecek haline getirilir. 16. yüzyılın ortalarına yaklaşıldığında, bu zindelik veren, canlandırıcı etkisi olan içecek Mısır ve Arap coğrafyasında yaygınlaşır. Yemen Fatihi Özdemir Paşa’nın sefer dönüşü İstanbul’a bir miktar kahve getirdiği rivayet edilse de, İstanbul’da ilk kahvehanenin 1554’de Tahtulkale’de (bugünkü Eminönü) açıldığını tarihleyebiliyoruz. Kahve İstanbul’da Arap uygulamalarından ayrışıp, kavrulma derecesi, pişirilmesi ve sunulmasıyla bugünkü Türk Kahvesi’ne dönüşür. İstanbul’da son halini alan Türk Kahvesi ile Venedik 1615’de, Marsilya 1644’de, Londra 1654’de, Paris 1669’da, II. Viyana kuşatmasının ardından da Viyana 1683’de tanışacak, kahve Avrupa’nın ardından yolculuğuna 18. yüzyılda Batı Hint Adaları, GüneyAmerika ve Asya ile devam edecektir…

Türkler tarafından bulunan yepyeni demleme metodu sayesinde kahve, güğüm ve cezvelerde pişirilerek Türk Kahvesi adını aldı.
İlk olarak 1554 yılında Tahtakale’de açılan ve tüm şehre hızla yayılan kahvehaneler sayesinde halk kahveyle tanıştı. Günün her saati kitap ve güzel yazıların okunduğu, satranç ve tavlanın oynandığı, şiir ve edebiyat sohbetlerinin yapıldığı kahvehaneler ve kahve kültürü dönemin sosyal hayatına damgasını vurdu. 

Saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlandı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyordu.

Bugünkü Tahtakale’nin sokak aralarında, içlerinde kahvehanelerin de bulunduğu pek çok içecek (eşribe) ve güzel koku (attar) dükkânı faaliyet göstermeye başlar. Nağzî’nin Münâzara-i Kahve vü Bâde mesnevisinde anlatıldığına göre Tahtakale semtindeki kahvehaneler gönlün çektiği hoş yerlerdir. Gittikçe cazibe merkezi olan kahvehanelerde sebil gibi kahve içilir, hûri ve gılmanlara benzeyen sâkileri vardır. Seyahatnamesinde payitahtı da anlatan Evliya Çelebi, İstanbul’da kahve satan esnafın sayısını 500, dükkân sayısını ise 300 kadar diye yazar. Mısır Çarşısı’nda kahve satılan hanlar arasında Kapan-ı Asel, Papasoğlu, Laz Ahmed Ağa, Sepetçi, Küçük Çukur, Arakoğlu, Tahta Han’ın yanı sıra çeşitli mahzenlerin de mevcudiyeti bilinir. 

eçevî (1574-1650)’ye göre, kahvehanelere gelen insanlar genellikle okur-yazar kişilerdir, kahvehanelerde kitap okuyup yazarlar veya okudukları gazelleri tartışırlar. 16. yüzyıldan Mustafa Âli kahvehanede bir araya gelen insanları şöyle anlatır: “Zira ki ol mecalise varanlar, dervişan ve ehl-i irfan zümresidür ki muradları birbirlerini görüp sohbet etmekdür. Ve herkesin içüp keyflerin sür’atle yetişdirmekdür. Bir dahi gureba ve fukara fırkasıdur ki gariblerün mesakin ve me’vaları yokdur. Niteki fakirlerün başka cem’ıyyet idecekleyin nükud ve dünyalıkları yokdur. Ol cihetden mülazemetleri kahvehanelerdür.” 

Kahvehanelerin Osmanlı toplumunda sahneye çıkmasıyla Osmanlı’nın kültürel ve toplumsal yapısı zaman içinde etkilenir ve değişir. 16. ve 17. yüzyıllarda sık sık yasaklanan kahvehanelerin temel kapatılma gerekçesi, siyasi ve dinî otoritenin kontrolü dışında olmalarıdır. Saray, kontrol altında tutamadığı kahvehanelere karşı devamlı bir denetleme hâlindedir. Müslüman ahalinin ve dönemin ileri gelenlerinin sıklıkla gelip gittiği bir yer hâline gelen kahvehaneler gittikçe halkı kışkırtan dedikoduların üretildiği, memnuniyetsizliklerin biçimlendiği, dile getirildiği veya yönlendirildiği bir yer olarak algılanır. Bunda; insanların kahvehanelerde sosyal statülerine göre farklı yerlerde otursalar bile aynı mekânda bir araya gelip aynı meseleleri konuşmalarının da etkisi vardır. İlk yasak 3. Murat döneminde gelirken en ağır yasaklar 4 Murat döneminde gelir.

Türk Kahvesinin yolculuğuna fincanlar katılır ve eşlik eder. Anadolu'da ilk fincanlar ahşaptan yapılırdı. Daha sonraları porselenden yapılmak üzere dünyanın her yerinden Osmanlılar için kahve fincanı üretilip, Osmanlıya getirilirdi. En başlarda tava üzerinde odun ateşinde kömürleşesiye kadar kavrulup, el değirmenlerinde öğütülürdü. 

ürk Kahvesinin yolculuğuna fincanlar katılır ve eşlik eder. Anadolu'da ilk fincanlar ahşaptan yapılırdı. Daha sonraları porselenden yapılmak üzere dünyanın her yerinden Osmanlılar için kahve fincanı üretilip, Osmanlıya getirilirdi.

 

En başlarda tava üzerinde odun ateşinde kömürleşesiye kadar kavrulup, el değirmenlerinde öğütülürdü.

 

Osmanlı Hanedanı da tiryakisi olmuştur bu kara incinin. Sarayda 40 kişilik kadrolu özel kahve ustaları, Sultan ve misafirleri için özenle hazırlar Türk Kahvelerini. Saray ve konaklarda kahve sunumu 4 kişi ile yapılırdı. Kahveci başı en önde sırmalı bir havlu ile, arkasında boş fincanları ve su bardağını tepside taşıyan bir kahveci, bir arkasında sol eli ile güğümü taşıyan bir kahveci ve en son da ise boş tepsi ile diğer bir kahveci sıraya dizilirlerdi. Üçüncü sıradaki kahveci elindeki güğümden, ikinci sıradaki kahvecinin elindeki tepside bulunan boş fincanlara kahveyi dökerdi, baş kahveci ise bu fincanı alır Sultana sunardı. Kahve şekersiz olarak demlenir, kahvenin yanında bir bardak su ve lokum sunulurdu.

 

Sarayda kahve tiryakiliği haremi de sarar, cariyeler kahve demleme dersleri alırlardı. İçimi güzel olan kahvenin hazırlaması zahmetliydi. Yeşil çekirdek olarak alınan kahve, tavalar üzerinde kavrulur, buradan ahşap soğutma kaplarına boşaltılırdı, el değirmenleri ile veya dibekte dövülür sonra kömür ateşinde veya odun ateşinde demlenirdi. Günümüze sade, orta ve şekerli olarak gelen türk kahvesinin eskiden 40 yakın demleme çeşidi vardı.

 

Kahvenin yeşil çekirdeğinden fincana kadar hazırlanma sürecinde kullanılan araç ve gereçler orta çaplı bir müze oluşturacak şekilde çeşitlidir.

 

1871'de Kuru Kahveci Mehmet Efendi ilk defa kavurup, öğütüp satışa sunar. İstanbul'da tahmis sokakta 130 yılı aşkın süredir hizmet sunmaktadır.

 

1900'lü yılların sonuna kadar evlerde, misafir ağırlama gibi Türk Kültürü ve Ritüeller harici, sadece erkeklerin girdiği kahvehanelerde içilen Türk Kahvesi, 2000'li yılların başında kahve falı bakan, kadınlarında girebildiği cafelerin açılması ile Türk kahvesinin tadı tekrar keşfedildi. 2010 yıllarında Türk Kahvesi tekrar itibarını kazandı. 

Kahve içilmeden günün ilk yenen öğünü kahve altı olark tanımlanırdı ve zamanla, kahvaltı halini almır. 

 

Bir fincan Türk Kahvesini 40 yıllık hatrı olur.

 

Gönül ne kahve ister, ne kahvehane, gönül muhabbet ister gerisi bahane.

 

Kahve cehennem kadar kara, ölüm kadar kuvvetli, sevgi kadar tatlı olmalı…

Türk Kahvesi ve Geleneği, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne kabul edildi.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Türk Kahvesi ve Geleneği adaylık dosyası Mart 2013’te Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı’na (UNESCO) ulaştırıldı ve bugün kabul edildi.

 

Bakü’de gerçekleştirilen ve 103 ülkeden yaklaşık 800 delegenin katıldığı Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetler Arası Komitenin 8. Toplantısı'nda İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesine aday gösterilen 31 dosya incelendi. Türk Kahvesi ve Geleneği adaylık dosyası bu sabah oturumunda kabul edildi. Artık UNESCO tarafından Türk kahvesi kültürünün etrafında şekillenen gelenek ve toplumsal uygulamaların korunmasına yönelik ciddi adımlar atılacak.

 

Türk Kahvesi Türkiye'nin Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesi'ndeki on birinci kayıtlı mirası olarak yerini almış oldu.

Temsili Listeye Kasım 2013 tarihi itibariyle 257 unsur kayıtlı.

Kaynak:http://basin.kulturturizm.gov.tr/TR,76274/turk-kahvesinin-hatiri-artik-40-yil-degil-bir-omur.html